GÜNCELKENTPOLİTİK GÜNDEMKÜLTÜR SANATBASINDANSOBEDENSOBELEDİKLERİMİZRÖPORTAJLARGEZENTİYUMURTALARSOBE ARŞİV
Ara
KİTAPLARIN İÇİNDEKİ NEHİR



Kitapların yolculuğuna tanıklık edenler azalıyor Ankara’da. Sahaflar hem mekânlarından, hem okurlarından, hem kitaplara biçilen değerden rahatsız, onların da anlatacakları var kitaplar gibi. Kitapların kokusunu kattığı Nehir Sahaf’tan, bir demli çay ve okuma tadında bir sohbet ile Rahmi Gülbayrak…  

Çocuklukta başlamış kitaplara olan sevdası Rahmi Gülbayrak’ın, ilkokul yıllarında, bir aşkı anlatır gibi anlatıyor kitaplarla ilişkisini. “Benden sonra kitaplarıma ne olur bilmiyorum” diyor, bir çocuğu üstüne titrer gibi endişeleniyor kitaplar için de kitap okuyanlar ve kitap meraklıları için de

İlkokulda başladım kitapları biriktirmeye, zengin bir kütüphanem var, hiç satamayacağım kimseye veremeyeceğim kitaplarım var. 55 yaşındayım,14 yıldır sahaflık yapıyorum, Edebiyat Öğretmenliği yaptım yıllarca, öğretmenlik yaptığım sıralarda da buradaydım, kitapları sevdiğim için buradayım.  Uyuyamam bile boş bir odada, kitap dolu bir odada uyumakla kitap olmayan bir odada uyumak arasında çok fark var. Kitap olmayan bir odada asla huzurla uyuyamam, kitabı koklarım da okurum, kitaplarla bağını kopartmak bir insanın sonu gibi geliyor bana, kitapların görüntüleri, kapağı, cildi fark etmiyor. Kitap olan değil kitap olmayan yerden rahatsız oluyorum, tabii benden sonra kitaplarıma ne olur bilemiyorum. Bu dükkandaki kitaplarım misafirimdir benim, onlar da insanlar gibi dolaşıp duruyorlar, başka bir yere gidecek, bir başka insanı görecekler, kitapların her birinde el izim var, her birinin ayrı bir sürprizi var bana, neler neler çıkmıyor ki içlerinden; kurumuş bir yaprak, kurutulmuş çiçekler, yarısı yırtılmış fotoğraflar, karalanmış isimler…

Kitaplar yüzlerce elden geçerek, tozlanarak, yıpranarak, sararak, yılları devirerek ulaşıyor Rahmi Gülbayrak’a  ya da  Rahmi Gülbayrak ulaşıyor kitaplarına…  

Kimi kitapları insanlar getirir, kimisini matbaalardan alırım. Bazılarını da bu işi yapan bu işle uğraşan insanlardan alırım, kitap toplayıp satarlar. Çok eski eser gelmez pek bana, o işi yapanlar farklı, o kitapların değerleri de farklı. Sahaf olmak zordur, herkes yapamaz, hangi kitap var raflarda, hangisi yok? Hangi kitap nerede bunu bilmek bile yıllarınızı alır. 40 bin 50 bin kitap var dükkânımda, çift sıra diziyorum bazılarını, hepsinin yerini bilirim. Kitap raflama bir derstir, kitap istiflemek de bir derstir, kitapların değerini bilmek ise başka bir derstir.

Rahmi Gülbayrak üzülerek anlatıyor, kitaplara yer kaplayan bir kalabalık gibi, değersiz eşyalar gibi davranılması belli ki içini acıtıyor

Dünyanın en az okuyan ülkesiyiz uzun yıllardır. Şimdi bu durumu internete ve yeni alışkanlıklara bağlıyoruz ama onun öncesini de az çok bilirim. Kitaplara önem verenler azaldı. 68 kuşağı kitap okuyan bir kuşaktı, üstelik de bu kadar rahat ulaşamazken kitaplara. Evinde kitap bulundurmaktan rahatsız olan insanlar var,

Bir evden kitap almaya gittiğimde “kurtarın bizi bu kitaplardan” diye karşılayanlar var. Önem verdikleri koltukları, sehpaları pahalı halıları var ama kütüphaneleri yok. Okumuyoruz ve güzelliği dıştan içe yakalamaya çalışıyoruz. Oysa güzellik içten dışa olmalıdır. Kitapları pahalı bulanlar var, böyle bir şey yok, bir ülkede bir stadyumlar ağzına kadar doluyorsa, alış-veriş merkezleri hınca hıç kalabalık ise böyle bir şey yoktur.   

Ankara’da sahaf olmak diyoruz, kaşları çatılıyor, öfkeli biraz, ücra bir köşeye atılmış kitaplar gibi sahafların da kentin en ücrasına atılmasına

Kent merkezinde bilirsiniz, Kızılay Alışveriş Merkezi açıldı. Az önce oradaydım, yüzlerce dükkân var, mobilya, giyim, beyaz eşya, restaurant her şey var, tek sahaf yok. Söylenenlere bakarsak, Ankara en çok okuyan illerdenmiş, en çok okuyan ilimiz bu ise vay halimize, bu durumda diğerleri hiç okumuyor sonucunu çıkarabiliriz. Ayakta kalmaya çalışıyoruz sahaflar olarak, mekân sorunumuz var teşhir edemiyoruz kitaplarımızı, Ankara’nın görünür bir yerinde de değiliz. Tabii görünür mekânı ister mi ki devlet? Kitaplar görünürse birileri için sorun olur.


Toplam Görüntülenme : 9853
Kategori Haberleri

"Bu Millet Adam Olmaz Diyenlere" Karaözü Köyünden Selam Var
Anadolu gezisi sırasında Sivas’ın Karaözü köyünü, köylülerin kendi elleriyle yapmış oldukları okul binasını gören gazeteci Fikret Otyam, 21 Ekim 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesi yazısında heyecanını, sevincini paylaşır
22 Ekim 2013
Vakit nakittir
Zumbaradakiler evvel zaman içinde bir zaman borçlanarak, bu borcu başka bir zamandaki emekle değiş tokuş ediyorlar. 
16 Ocak 2013
TANSEL ÖNGEL
Ankara’dan gittiğim de bir Doğu Avrupa Şehriydi Ankara. Ben Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulmuş binalara hayrandım.
22 Şubat 2012
ADI CİNAYET
Medya yaşananların karşısında “Yeni Acı” diye başlıklar attı, virgüller attı, noktalar koydu, soru işaretleri bıraktı.
19 Şubat 2012

1 2 3
> >>>

Yorumlar
Yorum eklenmemiş.
Yorum için giriş yapınız!