GÜNCELKENTPOLİTİK GÜNDEMKÜLTÜR SANATBASINDANSOBEDENSOBELEDİKLERİMİZRÖPORTAJLARGEZENTİYUMURTALARSOBE ARŞİV
Ara
TANSEL ÖNGEL

TANSEL ÖNGEL

Tansel Öngel ile oyunculuğunun yanı sıra birçok şeyi konuştuk. Ankara ile başlayan sohbetimiz, sinema, şiir, müzik ve kitaplara kadar uzandı. Öngel Ankara’da geçirdiği zamanları özlemle anlattı, Ankara’daki değişim üzerine sorduklarımıza samimiyetle cevap verdi. Ve eski Ankara’yı nasıl özlediğimizi hatırlattı. 

Ankara…

Ankara’dan gittiğim de bir Doğu Avrupa Şehriydi Ankara. Ben Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulmuş binalara hayrandım. Etnoğrafya Müzesi, Ankara Lisesi, Opera binası, Sümerbank Ziraat Bankası binası, mesela Küçük Tiyatro,Orhan Veli’nin kaldığı bir oteldir. Ankara’da iken biz Devlet Demiyolları’nın lokantasına, meyhanesine giderdik. Türk sanat Musikisi sanatçıları akşam üstü radyodan çıkar, gelirlerdi. Biri kanununu çıkarır çalmaya başlardı, öbürü udunu çıkarırdı, Sanat müziği kalıpları olan bir müzikti bana göre, O Ankara’daki gar lokantası ile hayatıma sanat müziği girdi. Oradaki ücretsiz konserleri hiç kaçırmazdık. Kültür yapısı da değişmiş. Bizim zamanımızda SSK İş hanı alternatif müziklerin çıktığı bir yerdi. Gölge denen mekanı özlüyorum.Türkiye’de hala bir eşi yok. Gölge’de rock grupları çalardı.  Çankaya’da Manhattan diye bir bar vardı, Manhattan da dinlediğim grupları İstanbul’da canlı olarak hiçbir yerde dinlemedim. Ankara’nın Beşevler’inde okumuş olmanın ve Bahçelievler’in o güvenli ortamında büyümüş olmanın ayrıcalık olduğunu düşünüyorum ama Ankara artık bir Doğu Avrupa şehri olmaktan uzaklaştı. O şehir gitmiş yerine gerçekten farklı bir şey gelmiş. Betonun estetiği olmuyor işte. Alt geçitler, üstgeçitler, şunlar, bunlar gerçekten yolumuzu bulamıyoruz. 7,5 milyonluk bir şehirde illa ki bir değişim olacaktı, ama bu kadar kötü planlanmış, bu kadar geleceğe kötü hazırlanmış, bu kadar kötü mimari ile sadece rant için Ankara’nın yollarına, kaldırımlarına kadar satan zihniyet belki şimdi konuşuyor olabilir ama tarihin önünde bir gün, çok değil bundan belki 30 yıl 40 yıl sonra birileri “ya sen ne yaptın be adam” diyecektir.

Şiir yazdığını biliyoruz Tansel Öngel’in, bir çok kişi gibi yirmili yaşlarda şiir yazdığını anlatıyor, daha sonraları şiiri bıraktığını, “Oyunculuk ve şairlik bir arada olur elbette ama ben o kadar yetenekli değilim” diyor, sevdiği şairler ise…                                                                                                          

Ahmet Telli, Nazım Hikmet sayabilirim sevdiğim şairler arasında ama daha fazlasını da sayabilirim, Turgut Uyar kitapları başucu kitaplarımdandır, çok fazla şairi seviyorum, sayamayacağım kadar.

Tansel Öngel merak ettiği ve öğrenmek istediklerinin peşini bırakmayanlardan, sesini duymak istediği enstrümanların peşinden giderken oyunculuğun dışında bir müzisyen de yaratmış. Müziğe olan merakı bağlama çalmakla başlayıp klarnete kadar gitmekte, ve klarnet ile de durmayacak gibi görünüyor… Oyunculuk ve Müzisyenlik arasında ise bir tercih meselesi olamayacağını anlatıyor.

Aslında daha beş yaşındayken evdeki kırık bağlama ile başlayan bir serüvendi benim için. Sonra lisede bir grubumuz oldu, org çalıyordum; yan flüt çalmak istedim, biraz ud çaldım, akordeonun sesini merak ettim, cümbüş, cura derken, amatör bir müzisyendim, iki ay öncesine kadar. Şimdi klarnet dersleri alıyorum. Tiyatro müzikten bağımsız değil. Müzikallerde oynadım, oynamayı da isterim. Tiyatro pastaysa müzikal onun kremasıdır. Müzikaller başka bir disiplindir, hayranlık uyandırıcı performanslar gerektirir. Müzik hayatımdan hiç çıkmaz diye düşünüyorum ama profesyonel bir müzik için en büyük hayalim klarnet ile Bach konseri.

Beğendiği, sevdiği ve sevmediği her şeyi soruyoruz. İçtenlikle anlatıyor, işini, sevdiklerini, sevmediklerini… Pek çok şeyi sevdiği için pek çok şey de olabiliyor bir tiyatro sahnesinde ya da kamera karşısında.

Kitaplar ve yazarlar…

Bir kitabı bitirince uzunca bir süre etkisinden çıkamamak o kitabın dili ile konuşmak Oğuz Atay’ın tutunamayanları ile başladı bende. Puşkin, Dostoyevski, Gorki, Sartre, Nietzsche, hangi kitaplarını okursam okuyayım ayağımı yere basmamı sağlayan kitaplardan. Yeni dönem yazarlarından Hakan Günday, Murat Menteş, Alper Canıgüz, okumaya devam ettiğim, herkese tavsiye ettiğim yazarlardan… Son okuduğum Ahmet Ümit’in “Bab-ı Esrarı” ise çok güzel kitaptı.

Sinema…

Korku sinemasını izleyemiyorum, bilmiyorum nedenini, belki korkuyorumdur. Psikolojik gerilim türünü izlemek ise keyifli, Başucu filmlerimin arasında The Fall gelir. Tarihi filmleri çok seviyorum, başka ritimlerde olan zamanları görmekten çok hoşlanıyorum, o çağın ritmini duymak gibi. Yılmaz Güney’in duvar filmi, Umut filmi bunlar yüzyıl sonra da yaşayacak filmler. Charlie Chaplin’in Modern Zamanları da hala vazgeçemediğim filmlerden.


Toplam Görüntülenme : 15676
Kategori Haberleri

Yorumlar
Yorum eklenmemiş.
Yorum için giriş yapınız!